Dosya
Vahap Coşkun - Üniversitede Yükselen Duvar PDF Yazdır e-Posta
Vahap Coşkun   
Çarşamba, 24 Kasım 2010 13:37
Fakültedeki odam, üniversitenin en güzel bahçesine bakıyor. Geniş bir alana yayılmış ve içinde çeşitli ağaçların boy verdiği bu bahçe, bilhassa öğlen saatlerinde, bütün fakültelerin öğrencilerinin buluştukları bir mekân oluyor. Kimisi burada yemeğini yiyor, kimisi yemekhaneden dönüp burada bir çay molası veriyor. Kimisi çimlere yayılıp müzik dinliyor, kimisi ise hararetli bir şekilde tartışıyor.

Bahçe her daim işlek
 
Bahçenin iki işlevi daha var: İlkin, diş hekimliği ile tıp fakültelerinin ortasında yer alan bahçe öğrenciler ile halkın iletişimini sağlıyor. Çünkü bu fakültelerin hastanelerine gelenler, sıra beklemeleri gerektiğinde veya bir nefes almak istediklerinde vakitlerini bu bahçede geçiriyorlar. Bir ihtiyaçları olduğunda öğrencilere danışıyorlar, öğrenciler onlara yardım etmeye çalışıyor ve böylece aralarında bir irtibat doğuyor.
 
İkincisi, bahçemiz aynı zamanda bir eylem sahası görevi de görüyor. Herkesin yolunun kesiştiği bir yer olduğu için üniversitedeki öğrenci dernekleri stantlarını burada açıyorlar ve öğrenciler eylemlerini genellikle burada yapıyorlar. Onlar eylem yaptığında hemen polisler de bahçede boy göstermeye başlıyor. Kısacası bahçe her daim işlek, cıvıl cıvıl ve hareketli bir görüntü sunuyor. 

Yerden çıkan demirler
 
Bundan kısa bir süre önce bahçede bir çalışma başladı. O günlerde üniversiteye doğal gaz şebekesi de çekiliyordu; dolayısıyla bahçede yapılan kazı dikkat çekmedi. Evet, bahçe biraz tahrip edilmişti ama nasıl olsa kısa bir süre sonra eski haline dönecekti.

Fakat öyle olmadı; doğal gaz çalışması bitti ama bahçe kazılmaya devam ediyordu. Derken çalışmanın boyutları büyüdü, bahçe boydan boya kazılmaya ve kazılan yerlerden demirler fışkırmaya başladı.

Bir gün bir gazeteci arkadaşım aradı, “Hocam, üniversitede bir duvar yapılıyor, haberiniz var mı?” diye sordu. Haberim yoktu. Arkadaşıma, bir kazı çalışmasının olduğunu ama bunu anlamlandıramadığımı söyledim, ardından da ekledim: “Ama herhalde bir duvar yapıyor olamazlar.” Üniversitenin orta yerine bir duvar çekileceğine ihtimal veremiyordum. Ancak çok geçmeden yanıldığım meydana çıktı. Arkadaşım haklıydı; üniversite yönetimi, güvenlik gerekçesiyle bir duvar inşa etmeye karar vermişti. Üniversite yönetimine göre yapılacak bu duvarla girişler kontrol altına alınacak ve eylemlere dışarıdan katılımın önü kesilmiş olacaktı.

Her sorun ‘güvenlik’ sorunu

Üniversitede ciddi bir rahatsızlık yaratan ve öğrenciler tarafından çeşitli eylemlerle protesto edilen bu karar yönetimin nasıl üniversite ve öğrenci tasavvuruna sahip olduğu gözler önüne seriyor. “Güvenlik”i temel bir değer olarak gören üniversite yönetimi, özgürlük”ü ise –en iyi ihtimalle- ikinci planda tutuyor. Bu nedenle üniversiteyi özgürlüklerin bir mekânı haline getirmek için kafa yormuyor, hakları genişletmenin yolunu aramıyor, sorunlara özgürlükçü bir perspektifle çözümler üretmekten kaçınıyor. Bunun yerine her sorunu bir “güvenlik” sorunu olarak görüyor, çözüm için asayiş tedbirlerine bel bağlıyor ve nihayetinde ortaya “duvar” çıkıyor. 
Bilinen zihniyet

Bu zihniyet, üniversite öğrencisinin de YÖK Kanunu’nun “Yükseköğretimin amacını” belirten 4. maddesinde tarif edilen bir öğrenci gibi olmasını arzuluyor.
 
Söz konusu madde;
 
* Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
 
* Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan,
 
* Toplum yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu olan,
Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren” bir öğrenci tipi çiziyor. 


Anakronik düşünce
 
Yani öğrenciden, bir öğrenci gibi değil, bir asker gibi davranmasını talep ediyor. Öğrenciden araştırmasını, sorgulamasını, karşı çıkmasını değil, sorgulamasızın itaat etmesini bekliyor.
Bu zihniyet, sadece derse girip çıkan ve yanında yöresinde ne olup bittiğiyle alakadar olmayan öğrenci profilini “makbul öğrenci” olarak kabul ediyor, buna karşılık toplumsal sorunlarla ilgilenen ve gerektiğinde buna tepkisini ortaya koyan öğrenciyi ise tehlike görüyor ve onu ördüğü duvarların arasına sıkıştırmak istiyor.

Bu öğrenci ve üniversite tasavvurunun son derece anakronik olduğu açıktır. Anakronik bir düşünceyi ise, duvarlara yaslanarak ayakta tutmanın imkânı yoktur. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bu duvar gün gelir yıkılır, inşa edenlere ise duvarların yıkıldığı bir çağda duvar örmenin ayıbı kalır. 
Radikal, 28.10.2010
 
Fuat Sekmen - Devlet gölge etmesin yeter! PDF Yazdır e-Posta
Fuat Sekmen   
Çarşamba, 14 Ekim 2009 11:01

yorum_bannerGeçen haftadan bu yana İstanbul’da devam eden Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Grubu yıllık toplantıları sona erdi. Son yaşanan küresel ekonomik krizin damgasını vurduğu bu toplantılar devam ederken sosyalist gruplar, IMF ve kapitalizm karşıtı gösteriler yaparak slogan attılar. İflas eden veya iflasın eşiğine gelen şirketlerin ve işsiz kalan insanların sayısının hızla arttığı ekonomik daralma dönemlerinde, daima neyin yanlış gittiği sorulur ve yaşanan ekonomik sorunlara çareler aranır. Bu dönemler bu açıdan kriz öncesindeki politikalara yön verenlerle, onlara muhalif olanlar arasındaki tartışmaların iyice alevlendiği dönemlerdir. Şunu artık iyice biliyoruz herhalde: Birbirleriyle rekabet eden fikirler özgürce ifade edildiği sürece bu tartışmalardan daima yararlanırız ve sorunlarımızı çözme yolunda ilerleriz.

Devamını oku...
 
Ünsal Çetin - Finansal Krize Yakından Bakış PDF Yazdır e-Posta
Ünsal Çetin   
Cuma, 07 Ağustos 2009 10:14
ekonomikkrizYaşadığımız son krizin ardından, mali krizler tarihiyle aşina olanların tahmin edebileceği tartışmalar vuku bulmaktadır. Yüzeysel bir bakış, son krizin serbest piyasa ekonomisinin başarısızlığı iddiasını seslendirenlerin lehine bir gelişme olduğunu düşündürebilir. Krizin ağırlık merkezinin dünyanın en kapitalist ülkesi olduğu, artık çoğunluk itibariyle düşünülmeden, kabul edilen Birleşik Devletler’de oluşu, gerçekten de, ideolojik peşin hükümlerine kolayca varmak isteyenlerin işine yaramış durumda. Zira, şu son dönemde yapılan yorumlara baktığımızda liberalizmin, neoliberalizmin, serbest piyasa ekonomisinin, kapitalimin, Reaganizmin, Teacherizmin, monetarizmin, Chicago İktisat Okulu’nun sonuna geldiğimiz, ve ayrıca Marx’ın haklı olduğu, Marx’ın galiba haklı olduğu, Marx’ın biraz haklı olduğu şeklindeki iddiaların farklı yazarlarca öne sürülmekte olduğunu görüyoruz.
Devamını oku...
 
Atilla Yayla - Krize Piyasa Ekonomisi İçinden Bakışlar PDF Yazdır e-Posta
Atilla Yayla   
Cuma, 07 Ağustos 2009 10:07
Kapitalizm Çöküyor mu?

Özellikle ABD ve İngiltere‘yi etkileyen ve yavaş yavaş bu ülkelerden dünyaya sirayet etme istidadı gösteren finansal piyasalar ve finansal kuruluşlar krizi kapitalizm adını verdikleri bir canavardan nefret eden çevrelere seslerini yeniden yükseltme fırsatı verdi.

Sağcı ve solcu piyasa ekonomisi karşıtları şimdi piyasa ekonomisi ile özdeşleştirdikleri kapitalizmin nihayet çökmekte olduğunu sevinçle ilan ediyorlar. Peşinden, krizi çözmek için devlet(ler)in müdahale etmesine yönelik kuvvetli talepler geliyor. Acaba bu krizlerin sebebi gerçekten serbest piyasalar ve serbest ekonomi modeli mi? Kapitalizm hakikaten ölüyor mu? Devletler bu krizleri çözebilir mi? Bu krizler kapitalizmin yerine yeni ve daha başarılı bir modeli ikame etmenin yolunu açabilir mi?
Devamını oku...
 
Atilla Yayla - Kürt probleminin çözümü üzerine bazı notlar PDF Yazdır e-Posta
Atilla Yayla   
Cuma, 07 Ağustos 2009 07:40

Diyelim ki Türk'sünüz ve hayali bir ülkede, adı mesela Kürdiye olan bir siyasî ünitede yaşıyorsunuz. Bu ülkede nüfusun çoğunluğu Kürt ve hatırı sayılır bir Türk nüfusu var. Resmî dil Kürtçe.

Eğitim dili anaokulundan mezara Kürtçe. Çocuğunuza anadili olan Türkçede eğitim aldırarak dilinizi yaşatma ve nesilden nesile yazılı kültür olarak aktarma imkânınız yok. Devlet bunu ne kendisi yapıyor ne de siz Türk asıllı vatandaşlarının yapmasına izin veriyor. Çocuğunuza Türk büyüklerinin ve atalarınızın ismini veremiyorsunuz. Devlet sık sık açık ve örtülü, doğrudan veya dolaylı, "vatandaş Kürtçe konuş" kampanyaları yürütüyor. Her Türk, Kürtçe öğrenmek zorunda fakat Kürtlerin üç beş kelimelik dahi Türkçe bilgisi yok. Türklerin yüzyıllardır yaşadığı yerlerin adı değiştirilmiş.

Devamını oku...
 


Sayfa 1 > 2

libertebanner