Anayasa Değişikliğinde İzlenen Yol Yanlış! PDF Yazdır e-Posta
A. Faruk Özgür   
Salı, 29 Haziran 2010 07:05

afarukozgurTürkiye’de siyasi partiler, bir demokratikleşme projesi olmadan iktidara geliyorlar, iktidarları esnasında demokrasiyi de pek umursamıyorlar, ancak iktidardan düştükten sonra demokrasi akıllarına geliyor.

DP 1950’de iktidara geldiğinde Mecliste tek başına anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahipti, 1954 seçimlerinden daha da güçlenerek çıktı, ama tek parti rejiminin Anayasasını değiştirmeyi hiç düşünmediler. Sonunda da, değiştirmeye kıyamadıkları bu Anayasayı ihlalden yargılandılar, mahkûm oldular ve asıldılar. DP’nin mirasçıları olan AP’liler sürekli darbecilerin yaptığı Anayasadan şikâyet ettiler, ama bu Anayasayı değiştirmek için hiçbir ciddi teşebbüste bulunmadılar; hatta darbecilerin ilan ettiği 27 Mayıs bayramını bile kaldırmayı düşünemediler.

Turgut Özal’ın ANAP’ı iktidara geldiğinde Anayasayı değiştirecek imkâna sahipti, ama parti içinde demokrasi anlayışı açısından bir birliktelik yoktu; Turgut Özal bu işin bu devşirme kadro ile olmayacağını anladığında ise iş işten geçmişti. Bundan sonraki koalisyon hükümetleri dönemi Türkiye’nin kayıp yılları oldu.

2003’te AKP iktidara geldiğinde de Anayasayı değiştirecek imkâna sahipti, ama AKP’nin de ülkenin demokratikleşmesi için esaslı bir hazırlığı yoktu. İktidarın ilk dört yılı boşa geçti, ne Anayasada esaslı değişiklikler yapabildiler, ne de darbecilerin bıraktığı kurum ve kadroları değiştirebildiler. 

Şu anda yapılmak istenen Anayasa değişiklikleri de darbe Anayasasında esasta fazla bir şey değiştirmiyor. İzlenen yol da zaten Anayasa Mahkemesinin uyguladığı engelleme yöntemlerini aşmaya muadil değil. Karşıda, ne pahasına olursa olsun darbecilerin koyduğu kuralları korumaya kararlı bir Anayasa mahkemesi, bu tarafta da bu engellemeler karşısında çaresiz bir parlamento var.

Halk iktidarları değiştiriyor, ama darbecilerin getirdiği kuralları ve darbecilerin oluşturduğu kadroları değiştiremiyor. Halkın seçtiği parlamentolar demokratikleşmenin yolunu bir türlü açamıyor.


Anayasa Mahkemesinin Derdi Hukuk Değil, Vesayet Rejiminin Korunması

AYM, “CHP + ordu” vesayetini kaldırmaya yönelik Anayasa değişikliklerine izin vermeyeceğini, bu konuda Anayasada belirtilen usule de uymayacağını aldığı son kararlarla göstermiş durumda.

Anayasada yapılan bir değişiklikle başını örten kadınlar devlet karşısında başını örtmeyen kadınlarla eşit haklara sahip olacaklardı. 5 Haziran 2008 günü Anayasa Mahkemesi Anayasada yapılan bu değişikliği laiklik ilkesine aykırı bularak iptal etti. Aslında yapılan değişiklik tam da laikliğin gereği idi. Yürürlükteki anayasaya göre, Anayasa mahkemesi, anayasa değişikliklerini yalnızca usul bakımından inceleyebilirdi. Meclis de bu değişikliği yaparken, Anayasa’da açık olarak belirtilen usule aykırı hiçbir şey yapmamıştı.

Aslında anayasa mahkemelerinin anayasa değişikliklerini denetleyememesi, yalnızca yasaların anayasaya uygun olup olmadığını denetlemesi gerekir. Anayasayı yapan irade gerçekten halk ise, pek ala halk anayasayı da değiştirebilir.  Buna rağmen Türk Anayasasında AYM’ne Anayasa değişikliklerini şekil bakımından denetleme yetkisi verilmiştir.  Anayasa değişikliklerin şekil bakımından denetlenmesi ise, “Teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.” Hukuk bir şapkadan tavşan çıkarma oyunu değilse, kanun metinleri biz sıradan yurttaşların anlayamayacağı şifreli bir dille yazılmıyorsa, bizim bu ifadeden anladığımız: AYM, Anayasa değişiklik teklifinin en az 184 kişi tarafından yapılıp yapılmadığını, oylamada 330 oyla çoğunluk sağlanıp sağlanmadığını ve iki görüşme arasında asgari 48 saatin geçip geçemediğini denetleyebilir.  Acaba AYM, CHP’nin itirazında bu hususlarda yanlışlık yapıldığına dair inandırıcı deliller buldu da, CHP’nin iptal istemini kabul edilebilir buldu?

Anayasa değişikliğinin referandum sonucu kabul edilmesi halinde Anayasa Mahkemesi'nin bu değişikliği denetleyip denetleyemeyeceği konusunu boşuna tartışıyoruz. Anayasa değişiklikleri halk tarafından onaylansa da CHP bunu Anayasa Mahkemesine götürür, AYM de bunu iptal eder. Anayasa Mahkemesinin misyonu bellidir: darbecilerin belirlediği ve CHP’nin sahiplendiği düzenin sürdürülmesidir.


Anayasa Değişikliğinden Önce AYM Değişikliği Yapılmalıydı

Ülke tam 50 yıldır darbecilerin yaptığı anayasalarla yönetiliyor. Bu anayasanın temelden değiştirilip yerine gerçekten demokratik bir anayasa yapılması gerekiyor. Ama darbe anayasasının, darbe düzeninin sürdürülmesi için oluşturduğu kurumlar ve kadrolar buna müsaade etmiyor. Her şeyden önce darbe Anayasasının ne pahasına olursa olsun değiştirilmesini engellemeye kararlı bir Anayasa Mahkemesi var.

Bu sebeple üzerinde öncelikle durulması gereken konu Anayasa değişikliği değil, AYM’nin değişikliği veya kaldırılması olmalıydı. Bu yapılmadan yapılan Anayasa değişiklikleri yanlış olmuştur. Meclisten geçen ya da referandumla kabul edilen Anayasa paketinin AYM’den dönmesi demokratikleşme yolunun tümüyle kapanmasına sebep olacaktır. Meclisin 411 oyla yaptığı Anayasa değişikliğini bozan, 367 gibi komik bir gerekçeye dayanarak Cumhurbaşkanı seçimini engelleyen bir Anayasa Mahkemesi halkın referandumla onayladığı bir değişikliği de bozmakta tereddüt etmeyecektir. Diğer bozma kararlarına karşı çaresizliğini gösteren Meclis buna da bir şey yapamaz.

Son sözü “CHP + çoğunluğunun siyasi görüşleri ve misyonu belli 11 kişi” söyleyecekse, 40 milyon insanın sandık başına gitmesinin bir anlamı yok. Tek anlamı şu olabilir: halk verdiği kararın önemli olmadığını, asıl irade sahibinin kimler olduğunu bir kere daha anlamış, demokrasiye olan güvenini biraz daha yitirmiş olacaktır.

Kenan Evren’in, Süleyman Demirel’in ve Ahmet Necdet Sezer’in atadığı kadroların yakın zamanda değişmesi imkânsız görünmektedir. Anayasa Mahkemesinin yetkilerini aşarak aldığı kararların yok sayılması teklifini, bu Parlamentonun ve şu andaki siyasi kadroların uygulayabilme ihtimali hemen hemen yoktur. Yasama ve yürütme AYM’nin şimdiye kadar ki usulsüz kararlarını kabul ederek çaresizliğini ortaya koymuştur.  Hatta AYM kanun koyucu gibi hareket ederek, aldığı bir kararla üniversitelerde başörtüsü yasağı getirmiştir. Üniversite rektörleri kanunlarda yeri olmayan bu yasağı uygulamaktadırlar.

En pratik ve demokratik çözüm yolu, Anayasada yapılacak tek maddelik bir değişiklikle bu AYM’nin kapatılması, ya da demokratik bir şekilde Anayasa mahkemesinin yeniden oluşturulmasıdır. Diğer Anayasa değişiklikleri veya yepyeni sivil bir Anayasanın yapılması bundan sonra yapılacak iştir. AYM kapatılmadan yapılacak Anayasa değişiklik çalışmaları boşuna enerji israfıdır.

Meclis Anayasada yapacağı bir değişiklikle Anayasa Mahkemesini bu Anayasasın belirlediği yöntemlerle kapatabilir. Anayasa Mahkemesini kaldıran veya değiştiren Meclis kararının Anayasa Mahkemesi tarafından engellenmesi kolay olmayacaktır. Meclis usulüne göre böyle bir karar alırsa, bu karar ne laiklikle, ne de Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri ile ilişkilendirilemez.  Anayasa mahkemesinin kapatılması için CHP veya MHP ile, ya da darbe destekçisi sivil toplum kuruluşlarıyla, veya darbecilerin oluşturduğu devlet kurumları ile uzlaşma arayışına girmek boşunadır. Uzlaşma daha sonra, yepyeni bir anayasa yapılırken aranmalıdır.

Bu yöntem AYM’nin aldığı kararları yok sayarak, doğacak bir kaosla karşı karşıya kalmaktan daha hukuki ve daha pratiktir.

 
Bu Mahkeme Bize Pahalıya Mal Oluyor

Meclis kararlarını hiçe saydığı, Hükümetin yetkilerine müdahale ettiği, iktidar partisini kapatmak için bahane aradığı ileri sürülen Anayasa Mahkemesi aslında mali bakımdan bu Hükümet tarafından cömertçe destekleniyor. 

Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde Mahkemenin yeni binası görülüyor. Anayasa Mahkemesi’nin 5 bloktan oluşan yeni binası PTT Genel Müdürlüğü’nün İnce Yolu Ahlatbel’deki 63 dönüm arazisi üzerine yapılmış. Yüksek Mahkeme'nin yeni kompleks inşaatı için Başbakan'dan aldığı yatırım onayının karşılığı olarak bütçe ödeneklerinin 8,4 milyon YTL'den 19,7 milyon YTL'ye çıkarıldığı belirtiliyor. Anayasa Mahkemesi 2006 yılı bütçesinden % 135 ödenek artışı ile aslan payını almış. Bina KDV hariç 55,6 milyon TL’ye mal olmuş, 24.04.2009’da yapılan bir törenle hizmete açılmış. Muhtemelen Başbakan ve iktidarın bütün yetkilileri de açılış törenine tam kadro katılmışlardır.

Fotoğrafta 8 katlı dev bir bina görülüyor; her katta 28 pencere sayıyorum, demek ki en azından 226 büro var; resimde lojmanlar, makam arabaları, çalışan personel ve korumalar görülmüyor. Karşılaştırma yapmak için Alman anayasa mahkemesinin internet sitesine girdim. Sitede binanın resmi de vardı. Kalsruhe’deki Alman Anayasa Mahkemesi binası bizimkinin yanında bir kulübe gibi kalıyor.

Aslında Türkiye’nin ne bu Anayasa Mahkemesine, ne de bu binalara ihtiyacı vardı! Türk halkı, kendi iradesini kabul etmeyen, kendi seçtiği Meclisin kararlarını dinlemeyen, darbelerin mirası bir kurum için milyonlarca lira ödüyor. Maliye Bakanı şu anda halkın parasıyla halka kafa tutan bu kuruluşun hesabını bize vermelidir. Bu kuruluşa milletin ödediği para nedir. Bu kuruluş ne yapıyor. Bir yılda kaç davaya bakıyor? Her dava bize kaça mal oluyor?

28.06.2010

 

libertebanner