| Mustafa Erdoğan - Aydınlık Bir Türkiye Rüyası |
|
|
|
| Mustafa Erdoğan |
| Çarşamba, 24 Şubat 2010 11:25 |
Kasım 1997’de, yani “28 Şubat” rejiminin boğucu ortamında şöyle yazmıştım:“Zihnimde bir rüyayı yeşertiyor ve gelecekte –Türkiye’nin bugünkü manzarasından pek çıkmaz gibi görünse de- aydınlık bir Türkiye tasavvur ediyorum. ‘Aydınlık bir Türkiye’ nasıl olur?... Herhalde, Türkiye’nin Kemalistlerinin düşündükleri anlamda ‘aydınlık’ değil. Çünkü, onların ‘aydınlık’ Türkiye’den anladıkları her türlü farklılığın bastırıldığı ve özellikle uhrevilikten tümüyle arındırılmış; inançta, duygu ve düşüncede, eylemde, hatta kılık-kıyafette Kemalist kateşizm (ilmihal) doğrultusunda tek-biçimlileştirilmiş bir toplumdur. Onlar sağcısı, solcusu, dindarı, feministi, liberali, demokratı, Kürdü, İslâmcısı olmaya; Kemalist ordunun bekçiliğini yaptığı, Anıtkabir’i ‘kıble’, Nutuk’u ‘kutsal kitap’, Anıtkabir ziyaretlerini başlıca ayin, 23 Nisan ve 29 Ekimleri ‘mübarek’ bayramlar edinmiş bir ülke istiyorlar. Onlar ‘aydınlık’ derken baskının, zulmün, kimlik biçmenin, kategorize etmenin karanlığını kastediyorlar. Kısaca, Kemalist ‘aydınlık Türkiye’ tasavvurunda her şey vardır da, sadece çoğulculuk, insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi yoktur! Gerçekte ise ‘Aydınlık Bir Türkiye’ Kemalist tasavvurun tam da tersini işaret eder. ‘Aydınlık Bir Türkiye’ her türlü baskı ve zulmün kapı dıiarı edildiği, inançlarından, düşüncelerinden, kültürel kimliklerinden, özel ve kamusal inisiyatiflerinden dolayı aşağılanmayan, kendi bireysel ve ortak kaderlerini (kendileri) belirleyebilen özgür yurttaşların ülkesi olan bir Türkiye’dir. Öyle bir Türkiye’de farklılıklar ‘bölücü’ ve bir vatandaş grubu –diyelim dindarlar- ‘tehlikeli’ sayılmaz; aksine orada farklılıklara genellikle saygı,ama her halükârda hoşgörü gösterilir. Orada sadece Kemalistler –veya, şu veya bu dünya örüşünden olanlar- değil; liberaller, muhafazakârlar, sosyal demokratlar, sosyalistler, feministler, bütün din ve mezheplerin salikleri, her çeşit etnik ve kültürel topluluklara mensup olanlar insan ve vatandaş haklarından yararlanırlar. Cinsel tercihler hiçbir şekilde ayrımcılık veya hak yoksunluğu nedeni sayılmaz. ‘Aydınlık Bir Türkiye’de insanlar Kürt, Alevi veya İslâmcı oldukları için aşağılanamaz; orada bir kısım vatandaşı ‘Ermeni dölü’ olarak aşağılamak sadece ahlâki karakter zaafı olarak görülmez, aynı zamanda suç teşkil eder. ‘Aydınlık Bir Türkiye’de hiçbir vatandaş grubu giyim tercihlerinden dolayı ne aşağılanabilir ne de kamu haklarından yoksun kılınabilir. Kimseye sempati veya antipatilerinden dolayı –bir kimseyi sevdiği veya sevmediği için- suçlu muamelesi yapılamaz. Vatandaşlara yasayla sevgi dayatılamaz. Herkes barışçı biçimde olmak kaydıyla, sivil özgürlüklerini tam bir hukuk güvencesi altında kullanabilir. En önemlisi, ‘Aydınlık Bir Türkiye’de kimseye işkence yapılamaz. ‘Aydınlık Bir Türkiye’de silâhlı kuvvetler sadece kendi işini yapar. Askerin kılıcı, hizmetinde ve emrinde olması gereken ‘millet’i kesmez; kılıçlar ne millete karşı yükseltilebilir, ne de milleti kesecekmiş gibi yapabilir. ‘Aydınlık Bir Türkiye’de demokratik yoldan iktidara gelen hükümetler ordu tarafından görevi terk etmeye zorlanamaz, buna tevessül edenler mahkemelerde yargılanır. Orada, başbakanlar generallerin ‘ağzına bakmaz’, yapacakları işler için silâhlı memurların onayını aramazlar. Orada cumhurbaşkanları kılıç gücünün sözcülüğüyle değil, ‘cumhur’un sözcülüğüyle onurlanırlar. Orada bilim adamları kılıcın değil, mahza hakikatin emrindedir. Hasılı, ‘Aydınlık Bir Türkiye’ vatandaşlara hiçbir ideolojinin dayatılmadığı, toplumu cebren türdeşleştirmek yerine farklılıklara saygının kurumsallaştırıldığı, baskı yerine özgürlüğün, dayatma yerine hakların, zulmün yerine adaletin ikame edildiği, yönetimin vatandaşların rızasına ve özgür katılımına dayandığı, her türlü ayrımcılığın kovulduğu, evrensel hukukun egemen olduğu çoğulcu bir Türkiye’dir. Böyle bir Türkiye bazılarının kâbusu olsa da, insan olma haysiyetini önemseyenlerin özlemidir. Bunu kâbus olarak görenlere ‘Türkiye’yi dar etmek’ de vatandaşlar olarak hepimizin boynunun borcudur.” |



