Mustafa Erdoğan - Kaynak ve Vergi PDF Yazdır e-Posta
Msutafa Erdoğan   
Salı, 31 Ağustos 2010 08:49
Gelirler Genel Müdür Vekili, bir münasebetle bir gazeteye yaptığı açıklamada, “Bir yıl önce 14.5 katrilyon liralık kaynak bulduk, 4.5 bilemedin 5 katrilyonu haydi haydi buluruz.” demiş.  Manşette bunu okuyunca, “tamam” dedim “yeni vergi paketi geliyor.” Nitekim, mahut açıklamanın devamında bunun da müjdesi verilmiş.

Memurlar, hele “maliyeci” olanları, ne kadar da kolay vergi salmaktan söz ediyorlar. Yeni vergilerin “müjdesi”ni verirken, sanki doğal bir şeyden, doğuştan kendilerine borçlu olduğumuz bir şeyin veya daha önce bize verdikleri bir borcun tahsil edilmesinden bahsediyorlar. Sanki, biz vatandaşların bütün işi, memurlarımızın bitmek bilmeyen “ödeme emir”lerine uymak üzere her an hazırolda beklemekmiş.

Bir sosyal kurum olarak devletin meşru olmadığı kanaatinde olan Murry Rothbard verginin soygunculuk olduğunu söylemişti. Mamafih, modern devletlerin vatandaşları olarak, sırf bu pratik mülahazayla da olsa, vergilemeyle ilgili bu radikal tutumu benimseyememekte belki mazur sayılabiliriz. Öyle de olsa, hakikat değişmiyor: Tam bir oran veremesek de, modern vergilerin büyük kısmı her halükarda devlet soygunculuğudur. Çünkü, modern devlette vatandaşların ödemek zorunda bırakıldıkları vergiler devletin vatandaşlara sunduğu hizmetin karşılığını çok aşmaktadır. Esasen, verginin bir şeyin “karşılığı” olduğu fikri günümüzün hakim maliye teorisinden neredeyse silinmek üzeredir. Siyaset ve anayasa teorisinde de revaçta olan, verginin vatandaşın tek taraflı bir yükümlülüğü -bir “vatandaşlık ödevi”- olduğuna ilişkin düşüncedir.

Modern vergiler ayrıca keyfi oldukları, öngörülebilir ve istikrarlı olmadıkları için de ahlaki temelden yoksundur. Bugün vergiler keyfidir, çünkü hem sağlam bir ahlaki ilkeye –haddizatında hiçbir ahlaki ilkeye- dayanmamaktadırlar, hem de vatandaşların rızasından bağımsız olarak salınmaktadırlar. Bugünkü uygulamada vergi devletin vatandaşlara sağladığı tanımlanabilir bir hizmetin karşılığı olmayıp, devletin azmanlaşmasını finanse etmenin, bedavacılığın ve keyfi dağıtımcılığın aracıdır. Modern vergi sistemini örgütlü ve resmi bir soygunculuk mekanizmasına dönüştüren başlıca nedenlerden biri budur.

Bir hukuk devletinde kanunlar bireylerin geleceği öngörebilmelerini, hayat planlarını güven içinde yapabilmelerini sağlayan araçlar olmak zorundadır. Özellikle vergi kanunları bir piyasa düzenindeki fiyatlar gibi bir tür “bilgi işaretleri” olarak işlev görmelidirler, öyle ki insanlar iktisadi faaliyetlerini (ve ona bağlı diğer insani etkinliklerini) bunlara bakarak planlayabilsinler ve kanunlara güvenmekle gelecekte zarara uğramasınlar. Oysa, özellikle yaklaşık bir asırdır vergi sisteminin istikrarı hükümetlerin keyfi arzularına ve rant dağıtma politikalarına kurban gitmektedir. Vergi kanunları –bizde olduğu gibi, üstelik adına “reform” denen aldatmacalarla- sık sık değiştirilmekte, habire ya yeni vergiler getirilmekte ya da var olan vergilerin oranları yükseltilmektedir. Özellikle günümüz Türkiye’sinde vergiye tabi olmayan neredeyse hiç bir etkinlik, işlem ve kazanç kalmamıştır.

Bizim ülkemizde vergilemenin büsbütün keyfi olmasının özel bir nedeni de var. Bizde devlet (ve memurları) bütün bir ülkeyi ve onun üstündeki –insanlar dahil- her şeyi kendi özel mülkü gibi görmektedir. Bu nedenle,  Türkiye’de mülkiyet hakkının gerçek bir garantisi yoktur, hatta  “mülkiyet hakkı”nın hiç tanınmamış olduğu bile söylenebilir. Bizim sahipli diye bildiğimiz her şeyin nihai maliki  devlettir. Egemenliğin mülkiyet haklarını otomatik olarak ortadan kaldırdığını varsayan bu anlayış aslında sadece Türkiye’de değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetki alanındaki her yerde caridir. Öyle olmasaydı, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarının mülklerini meşru (hukuki) sahiplerinin haklarına aldırmaksızın şuna-buna dağıtmayı bu kadar “doğal” bir biçimde yapabilirler miydi?...

Ahlaki yani bir yana, vergi pratik olarak da “kötü” bir şeydir. Hele çok vergi kesinlikle övünülecek bir şey değildir. Çünkü, vergilerin tür ve meblağ olarak çokluğu hem kaynakları üretken yatırımlardan caydırmak hem de üretilmiş değerlerin memurlar elinde israfına yol açmak suretiyle kalkınmaya sekte vurur. Bundan dolayı çok vergi bizi inandırmaya çalıştıkları gibi “kalkınmanın temeli” değildir, tam tersine toplumun yoksullaşmasına davetiye çıkarmaktır.

Onun için, diyorum ki, hükümet ve memurları habire yeni vergi paketleri hazırlamakla uğraşmak yerine masraflarını kıssınlar. Muhafazakar maliyeciler! Nefsinizi terbiye edin ve “vergi şehveti”nizi kontrol altına alın!

Tercüman, 5 Şubat 2004
 

libertebanner