Uzlaşma söylemini sorunlu buluyorum PDF Yazdır e-Posta
Harun Kaban   
Perşembe, 27 Ağustos 2009 11:26
vahapcoskun“Kürt Açılımı”yla birlikte “uzlaşma”, son günlerin sihirli kavramı oldu.  Bol bol uzlaşmanın erdemlerinden dem vuruluyor, tüm çevrelerin içine dâhil olmadığı bir uzlaşma gerçekleşmeden hiçbir adımın atılamayacağı belirtiliyor ve herkesin uzlaşması gerektiği düşüncesi ön plana çıkarılıyor. Dozu son derece yüksek bir “birlik beraberlik” edebiyatı sayesinde herkesle uzlaşmadan bir işe girişmenin yanlış olduğu ve uzlaşmadan çıkılan yoldan bir hayra varılamayacağı düşüncesinin toplumda yer edinmesine çalışılıyor. 

Bu uzlaşma heveslilerini iki grupta toplamak mümkün: İlk gruptakileri, gerçekte Kürt meselesinde elini taşın altına koymak ve herhangi bir risk almak istemeyenler oluşturuyor. Misal, TÜSİAD ve MÜSİAD. İçişleri Bakanı Atalay ile Kürt meselesini görüşen ama her ne hikmetse “Kürt” kelimesini telaffuz etmemek için aşırı bir özen gösteren bu iki kuruluş uzlaşmayı bir “kırmızı çizgi” veya “olmazsa olmaz” olarak niteliyor. TÜSİAD Başkanı Yalçındağ şöyle diyor mesela: “Sorunun çözümünde toplumsal mutabakat olmazsa olmaz koşuldur.”

İkinci grupta ise, daha ziyade iktidar partisine yakın olan uzlaşma taraftarları yer alıyor. Bunlar AKP’nin Kürt meselesini çözmeye soyunmasını büyük bir siyasi tehlike olarak görüyorlar. Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan ve tüm Türkiye’ye her alanda büyük acılar yaşatan bu sorunun altından tek başına AKP’nin kalkamayacağına inanıyorlar. Buna yeltendiği takdirde AKP’nin -iktidarı kaybetmek gibi- ağır bir siyasi bedel ödeyeceğini düşündüklerinden çözüm sürecine tüm siyasal kesimleri katmanın ve böylelikle riski dağıtmanın hesabını yapıyorlar. Onun için herkesle uzlaşmaya çalışıyor ve herkesin bir arada olacağı “uzlaşmış büyük Türkiye” resmi çiziyorlar. Uzlaşma arzusunun büyüklüğü bazen kantarın topuzunu kaçmasına neden oluyor. Öyle ki bazıları, katillere güzelleme döşeyen Ozan Arif ile insanlığın yitip gittiği Halepçe’de yaktığı ağıtla tüm katillere lanet okuyan Şivan Perwer’in uzlaşma adına bir araya gelmeleri isteyecek kadar uzlaşma rüyasına kendilerini kaptırabiliyorlar.

Her uzlaşmadan hayırlı sonuç çıkmaz

Uzlaşma kavramına düzülen methiyeleri ve bu kavram üzerinden inşa edilen politik söylemi sorunlu buluyorum. İtirazlarımı dört noktada özetleyebilirim:

Her şeyden önce uzlaşmanın kendi başına “iyi” bir şey olmadığını belirtmek gerekiyor: Uzlaşma, bizatihi değer ifade eden bir kavram değildir. Türkiye’de sürekli revaçta olan “birlik-beraberlikçi” söylem aldatmasın; insanların birlik ve beraberlik içinde hareket etmelerinden daima doğru ve iyi sonuçlar çıkmaz. Dünyanın her yerinde ve her zaman bazı kişileri/grupları sahip oldukları temel haklardan mahrum etme amacına matuf bir uzlaşma da pekâlâ gerçekleşebilir ve tür uzlaşmalar toplumların tarihinde onulması son derece güç yaralar açabilir.

Uzlaşmayı değerli kılan onun içeriğidir, yani ne üzerinde uzlaşıldığıdır. Ancak insanların hak ve özgürlüklerini güçlendirmeye yönelik uzlaşma çabalarının değerli olduğu söylenebilir ve ancak bu tür uzlaşmaların savunulması ve desteklenmesi gerekir. Bu nedenle uzlaşma çağrıları karşısında daima uyanık olunmalı ve ne için bir araya gelinme çağrısının yapıldığına dikkat edilmelidir.

Uzlaşma gerekliliktir, olmazsa olmaz değil

İkincisi TÜSİAD Başkanının iddiasının tersine, uzlaşma bir “olmazsa olmaz” değildir. Uzlaşma bir gerekliliktir, olursa iyi olur. Hiç şüphesiz bir sorunu çözmeye çalışırken ilgili tüm kesimleri sürece katmaya çalışmak olumlu bir tutumdur. Sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının, medya mensuplarının, akademisyenlerin ve siyasi partilerin sürecin içinde yer almasına çalışmak ve konuyu bunlarla müzakere etmek de yerindedir, doğrudur.

Ancak tüm bunlar, herkesin uzlaşmasına yetmeyebilir. Bazıları, sürece toptan karşı durmayı kendi menfaatleri açısından daha doğru bulabilirler. Bunlar herhangi bir şekilde konuyu konuşmamakta ısrar edebilir, tartışmanın taraflarıyla aynı karede görünmekten imtina edebilirler. Uzlaşmamaya yeminli böyle grupların varlığı halinde “uzlaşma gerçekleşmedi, dolayısıyla bir şey yapılamaz” demek, statükonun devamını savunmaktan başka bir anlam taşımaz. Bir başka ifadeyle uzlaşmayı “olmazsa olmaz” haline getirmek, aslında hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olanı öne sürüp yapılabileceklerin de önüne geçmek ve dolayısıyla çözüme giden yolu önden tıkamaktır.

Temel haklarda uzlaşma aranmaz


Üçüncüsü, eğer Türkiye’de Kürt meselesi çözülecekse, bu kaçınılmaz olarak insanların zaten sahip oldukları ama devletin bugüne kadar tanımamakta direndiği -anadilde eğitim gibi- bazı temel haklarının tanınmasını da gerekli kılacaktır. Temel insan hakları ise, toplumun uzlaşmasına tabi değildir. Uzlaşma olduğunda hakların varlığını tanımak, uzlaşma gerçekleşmediğinde ise hakları yok saymak, temel haklar açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bir toplumda herkes mutabakata varsa dahi bir temel hakkı hak olmaktan çıkaramaz.

Temel hakların bu niteliği devlete birtakım sorumluluklar görevler yükler. Demokratik olduğu iddia eden bir ülkede devletin temel haklara ilişkin başlıca iki görevi vardır: Biri ve öncelikli olanı, devletin bu hakları anayasal ve yasal düzeylerde tanımasıdır; diğeri ise bu hakları vatandaşları için ulaşılabilir hale getirmesidir. Daha açık bir anlatımla, devlet bu hakları tanımalı ve vatandaşlarının bu hakları kullanması, bunların kendine sağladığı imkanlardan istifade edebilmesi için gerekli yasal ve idari tedbirleri almalıdır. Tüm bu görevlerini yerine getirirken bir uzlaşma araması gerekmez.

Herkesle uzlaşamazsınız

Dördüncüsü, toplumsal nitelikli sorunlarda mutlak bir uzlaşma beklenmemelidir; çünkü böylesi bir uzlaşma mümkün değildir. Bu itibarla bir toplumsal sorun çözmeyi arzulayanlar herkesle uzlaşamayacağını ve herkesle uzlaşmaya çalışanların hiçbir şey yapamayacağını bilmelidir. Aralarında ortaklaştıkları herhangi bir değer veya asgari bir zemin bulunmayanlarla uzlaşmaya çalışmak, beyhude bir çabadır.

Bu husus özellikle siyasi iktidar için önem arz etmektedir. Eğer iktidar Kürt meselesine barışçı ve demokratik bir çözüm bulma konusunda samimi ise bunun yolunun CHP ve MHP ile uzlaşmaktan geçmediğini bilmelidir.

Taraf, 27.08.2009
 

libertebanner