| Türkiye, Kürt Açılımına Gerçekten Hazır mı? |
|
|
|
| Vahap Coşkun |
| Cuma, 04 Eylül 2009 07:23 |
Kürt Açılımı veya Demokratik Açılım adı verilen çalışmaya başlandığında iktidara yakın çevrelerde bile, bu yöndeki çabalara halk desteğinin zaman içinde yükseleceğine dair bir görüş hâkimdi. Bu görüşü dillendirmelerin mantık örgü şu şekilde işliyordu: “Kürt meselesi toplumsal hassasiyetleri sömürmeye ve manipüle edilmeye açık bir sorundur. Bunu -hem de demokratik usullerle- çözmeye girişmek, toplumun geniş kesimlerinden tepki görebilir. Özellikle CHP ve MHP'nin “vatan, millet, şehitlik” gibi kavramları istismar eden ve korkuları kabartamaya dönük çok sert muhalefetinin etkisiyle açılıma başlangıçta düşük bir destek verileceği beklenmelidir. Ancak siyasi iktidar, yapmak istediklerini iyi bir şekilde anlatır ve endişeleri bertaraf ederse zaman içinde toplumun açılıma desteği artar ve toplumsal kabul sağlanabilir.”
Karşı Olmanın Maliyeti Fakat geçen hafta içinde kamuoyunun dikkatine sunulan iki araştırma, bu görüşün doğru olmadığını gösteren veriler içeriyor. Gerek A&G ve gerek MetroPOLL'un yaptığı çalışmalarda, halkın Kürt Açılımına başlangıçtan itibaren destek verdiği görülüyor. A&G'ye göre halkın yüzde 45'i, MetroPOLL'a göre ise halkın yüzde 53'ü süreci olumluyor. Başlangıçta bu denli yüksek olan ve zamanla artması beklenen toplumsal destek, halkın artı Kürt meselesinde bir çözüm arzuladığına ve çözümü üretecek politikaların arkasında duracağına işaret ediyor. MetroPOLL'un araştırmasında, çözümü sabote etmek isteyenlerin karşılaşacağı siyasi maliyete ilişkin de önemli bilgiler var. Mesela Baykal ve CHP'nin süreç karşısındaki tutumu, halkın sadece yüzde 25.6'sı tarafından doğru bulunurken, halkın yüzde 63.8'ince yanlış olarak niteleniyor. Daha çarpıcı bir veri ise, CHP'li seçmenlerin yüzde 33.7'sinin partilerinin ve liderlerinin Kürt politikalarını desteklemediklerini bildirmesidir. CHP'li seçmenlerin yüzde 37'si kısmen veya tamamen açılımın yanında yer alıyor. CHP'liler Baykal'dan Farklı Aslında CHP'ye oy verenler arasında hatırı sayılır bir kesimin açılımı desteklediğini ve Baykal'ın politikasını yanlış bulduğunu, bazı önemli CHP'li isimlerin yaptıkları açıklamalardan da çıkarmak mümkün. Örneğin İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, hiçbir partinin bu soruna gözlerini kapatma lüksünün bulunmadığını belirtiyor ve “Kürt meselsini çözen tarihe geçer” diyor. Anakara Milletvekili -ve bir zamanlar Baykal'ın sağ kolu- Eşref Erdem, CHP'nin takındığı tavrın inanılmaz olduğunu belirtip sert bir şekilde eleştiriyor. AKP'ye hiç de sıcak bakmadığı belli olan Zülfü Livaneli, muhafazakâr bir partinin Kürt meselsini çözmeye çabalarken sosyal demokratlık iddiasındaki bir partinin çözümü engellemeye çalışmasının tasvip edilir bir yönünün bulunmadığını söylüyor. MHP'lilerin Bahçeli'ye Bakışı MHP'ye gelince, halkın yüzde 59.6'sı bu partinin açılıma ilişkin politikasını desteklemiyor, destekleyenlerin oranı yüzde 30 civarında. MHP seçmenlerinin ise yüzde 21'i partilerinin politikalarından rahatsızlığını beyan ediyor. Bu rakamlar, açılımı toptan reddeden siyasi tutumların halkın geneli tarafından hoş karşılanmadı gibi, bu siyasetleri yürüten partilerin tabanında da bir sıkıntı yarattığını gösteriyor. Nitekim CHP seçmenlerinin üçte biri, MHP seçmenlerinin beşte biri kendi partilerinin hâlihazırdaki halinden memnun olmadığını ifade ediyorlar. Söz konusu rakamlar, tutumlarını değiştirmedikleri takdirde, CHP ve MHP'nin ileriki günlerde daha sıkıntılı günler yaşayacaklarının bir karinesi olarak okunabilir. Kürtler Nasıl Bakıyor Toplumun her kesimince benimsendiği görülen Kürt Açılımı'nın Kürtler nezdinde kabul görme oranı ise Türkiye ortalamasının üzerinde. Görüşüne başvurulan her çevrede, açılıma yönelik umutlu bir beklentinin olduğu görülüyor. Çıplak gözle görülen barışa dair umut ve beklentileri araştırmaların rakamlarına da yansıyor. MetroPOLL'a göre, DTP'li seçmenlerin yüzde 95.2'si, açılımı kısmen veya tamamen destekleyenlerin safında yer alıyor. DTP'lilerin yüzde 73'ü AKP'nin samimi olduğuna inanıyor. Kürt seçmenler, bu süreçte inisiyatif alan siyasi aktörlere destek sunmada da cömert davranıyorlar. Mesela Başbakan Erdoğan'ın DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile görüşmesini doğru bulanlar yüzde 51.7'de kalırken, DTP'li seçmenlerin yüzde 95.2'si bu görüşmenin doğru bulduklarını ifade ediyor. Cumhurbaşkanına verilen desteğin oranı genelde yüzde 44.5 iken, bu oran Doğu ve Güneydoğu'da yüzde 68'e yükseliyor. Beşir Atalay'ı başarılı bulanların ortalaması yüzde 45 iken, bu oran bölgede yüzde 65'e çıkıyor. DTP ne istiyor? Açılımın neleri kapsayacağı henüz net bir şekilde ortaya konmadı. Ancak böylesi bir çalışmanın kültürel ve siyasal hak alanını genişletmemesi düşünülemez. DTP'li seçmenlerin neredeyse tamamı (yüzde 96.8'i) kültürel ve siyasi hakların yaygınlaştırılmasını talep ediyor. Doğu ve Güneydoğu'da seçmenlerin ezici çoğunluğu, Kürt açılımının Türkiye'de demokrasinin güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor ve bu yolda yürütülen çalışmaları “demokratikleşme ve reform yönüne büyük bir adım” şeklinde değerlendiriyor. Kürt seçmenler, sürece ve süreç içerindeki aktörlere nasıl ki Türkiye ortalamasının üzerinde destek veriyorlarsa, aynı şekilde bu sürece karşı çıkanlara da Türkiye genelinin üzerinde tepki veriyorlar. Misal, Baykal'ın yürüttüğü siyaseti desteklemeyenlerin ortalaması yüzde 63. Ancak bu rakam DTP'li seçmenlerde yüzde 93.7'ye, Doğu Anadolu'da yüzde 83'e, Güneydoğu Anadolu'da ise yüzde 80'e varıyor. MHP için de durum aynı; Doğu ve Güneydoğu'da yüzde 80'lerin üzerinde seçmen bu partinin politikalarını desteklemiyor. (Bu yazıda kullanılan rakamlar için, MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin “Türkiye Siyasal Durum Araştırması-Kürt Açılımı” başlıklı araştırmasına bakılabilir. www.metropoll.com.tr) Umudu Korumak Lazım Kürt açılımı, Türkiye genelinde ama bilhassa büyük bir umut yarattı. İnsanlar kanın akmadığı, kimliklerinin korunduğu, herkesin onurlu bir şekilde yaşadığı bir Türkiye'nin yaratılmasını istiyorlar ve bugün bunun olabileceğine dünden daha çok inanıyorlar. Elbette araya endişeler ve korkular da karışıyor; bu açılımın da daha öncekiler (1993, 1999 ve 2005'teki) gibi boşa çıkabileceğinin kaygısını da taşıyorlar. Bu nedenle, bugün çözüm için çalışanları yapması gereken bu tür kaygıları asgariye indirmek ve çözüme dair ümitleri ayakta tutmak olmalıdır. Bunun için de öncelikle üç konuya yoğunlaşılmalıdır: İlki, mevcut çatışmazlık halini devam ettirmektir. Ancak silahların sustuğu ve genlerin hayatlarını yitirmediği bir ortamda makul bir şekilde tartışabilir ve çözüm umutlarını diri tutabiliriz. Gelinen aşamada çatışmazlık, yaşamsal önem arz eder. İkincisi, çözümün bir süreci gerektirdiği ve bir günde ortalığın süt liman olmayacağı aşikâr. Sürecin iyi işlemesi ve olası gel-gitlerin süreci kökten baltalamaması bir güven ortamını inşa edilmesine ihtiyaç var. Bu ise, “güven artırıcı önlemleri” süratle hayata geçirmekle olur. Bu bağlamda hükümetin Diyarbakır 5 Nolu E Tipi Cezaevini kapatacağını açıklaması olumludur. Ancak adı insanlık dışı işkencelerle anılan bu cezaevinin yerine bir okul kompleksi planlaması ise son derece yanlış bir tercihtir. Bu tür açılım jestleri yapıldığında Kürtlerin ne düşündüklerini dikkate almak gerekir ve Kürtlerin büyük bir kısmı “bir daha asla” böyle bir vahşetin yaşanmaması için bu cezaevinin bir müzeye dönüştürülmesini talep ediyorlar. Çocukları Mahkûm Etmeyelim Hükümetin güvenin tesisi kapsamında aslında yapabileceği çok önemli bir iş var: Taş atan çocukların hapishanelerden çıkarılması. Bugün 3 bin'den fazla çocuk, bir gösteriye katıldıkları için örgüt üyeliği suçlamasıyla yıllarca hapis cezasına mahkûm edilmiş halde (veya mahkûm edilmeyi bekler halde) çok kötü koşullarda cezaevinde yatıyor. TMK'nın ilgili yaslarının değiştirilmesi ve bu çocuklarının sicillerinin de temizlenerek salıverilmesi Kürt Açılımına çok büyük katkı yapacaktır. Üçüncüsü, süreci desteleyenlerin gerek topluma ve gerek birbirlerine karşı kullandıkları dile ve üsluba dikkat etmeleridir. Özellikle AKP ve DTP bu konuda hassas olmalıdır. AKP, Bekir Bozdağ'ın idam seviciliğini hortlatan ve askeri vesayeti onaylayan dilinden uzak durmalıdır mesela. Keza DTP'de de Emine Ayna'nın sürekli negatif siyaset üreten dilinden kendisini kurtarabilmelidir. Unutmayalım ki barış, ancak çözüme odaklanmış samimi bir barış diliyle mümkün olabilir. Yeni Şafak, 04.09.2009 |



