| Çözümün tarafları ve karşıtları |
|
|
|
| Vahap Coşkun |
| Pazar, 15 Kasım 2009 00:00 |
|
GÖRÜŞMENİN YARARLARI 10 Kasım'da başlayıp 13 Kasım'da sona eren görüşme maratonunda TBMM, demokrasilerde parlamentoların sahip olması gereken bu belirleyici ve karar verici konumuna yaraşır bir mesai sergiledi. Evet, bazı nahoş görüntüler yaşanmadı değil; bazı sakil, komik ve ucuz eylemler toplumun geniş bir kesimini rahatsız etti. Ama tüm bunları unutturacak derecede önemli bir olay yaşandı ve Meclis bu ülkenin en temel sorunu olan Kürt Meselesini milletin gözü önünde tartıştı. Bu, demokratik kültürün gelişimi için son derece değerli bir kazanımdır. Meclis'teki bu tarihi görüşme birçok açıdan hayırlı oldu. Her şeyden önce, ortada gizli kapaklı bir şeyin olmadığı ayan oldu. CHP ve MHP, iktidara karşı pozisyon almış bazı medya organlarıyla birlikte, sürecin başından beri hükümetin gizli birtakım işlemler yaptığını, halktan bazı bilgileri kaçırdığını hatta memleketi pazarlandığını ileri sürüyor ve böyle bir hava yayıyorlardı. Görüşme, bu havayı dağıttı. Sorunu ve soruna dair perspektifini kamuoyuna açan Başbakan bir adım daha attı ve “Bugün milletin temsilcilerine anlatıyoruz, yarından itibaren tüm Türkiye'yi adım adım ev ev dolaşarak direkt millete anlatacağız” diyerek süreci halka anlatma noktasında herhangi bir çekincelerinin ve korkusunun olmadığını ortaya koydu. İkinci olarak, görüşme, Kürt Açılımı ile birlikte Türkiye siyasetinde ortaya çıkan saflaşmanın -bir kez daha- netleşmesini sağladı. Ortada şöyle bir tablo var: Bir yanda, Türkiye'nin bir demokratikleşme sorunu olduğunu, bu sorundan dolayı çok farklı kitlelerin mağdur edildiğini kabul eden ve sorunların çözümünü -eskinin zapt-u rapta dayanan politikalarında değil- demokratik mekanizmalarda arayan bir AKP ve DTP grubu var. Diğer yanda ise, demokrasi eksikliğinden kaynaklı bir kimlik sorununun varlığını dahi kabul etmeyen, tüm sorunlara asayiş gözlüğünden bakan ve çözümü de teslim almada veya imha etme de bulan bir CHP ve MHP grubu var. Meclis görüşmeleri işte bu iki siyasi anlayışın fikri mühimmatlarının toplum nezdinde test edilmesini sağladı. İKİ PARTİ BİR DİL CHP ve MHP'nin performanslarına bakıldığında ortaya çıkan sonuç, her ne kadar farklı partiler gibi görünseler de aslında aynı dili konuşan bu iki partinin tam bir fikri sefalet içinde olduklarıdır. Toplumun kutsal addettiği değerleri sömürmek, hayali birtakım senaryoları (Bu bir BOP planıdır, bu bir Amerikan planıdır) gerçek diye sunmak, milliyetçi hamasete tutunmak, korkular üretmek ve sürekli militer bir dile yaslanmak bu partilerin söylemlerinin ortak noktasını oluşturuyor. Negatif siyaset, CHP ve MHP'nin en ince dokusuna kadar sızmış durumda. Bu nedenle Türkiye'nin sorunlarına yönelik en küçük bir projeleri bulunmuyor. Kendi varlıklarını ve siyasi geleceklerini, kendi başarılarına değil, başkalarının başarısızlığına bağladıklarından toplumsal kesimlere karşı söyleyebilecek bir çift laf bile üretebilmiş değiller. Bir örnek, pozitif siyaset üretebilmek açısından muhalif liderlerin ne denli yoksul olduklarını açıkla ortaya koyacaktır. NEGATİF SİYASET İktidar mensuplarının, muhalefet liderlerine “Bizi bu kadar şiddetle eleştiriyorsunuz da, hiçbir şey söylemiyorsunuz, peki sizin öneriniz nedir?” soruları karşısında MHP lideri Bahçeli, “Bizim çözüm önerimiz şudur” dedi Meclis'te. Ne diyecek diye kulak kesildim ekrana. Ne derse beğenirsiniz? “Teröristler kayıtsız koşulsuz teslim olsunlar ve kendileri hakkında hükmolunacak karara rıza göstersinler.” Şimdi, bu mudur yani? Çözüm diye önümüze sunulan tek öneri “teröristlerin teslim olması” mıdır? Son 25 yılda bunu söylemeyen bir siyasetçi kalmış mıdır? Kürt meselesinde bundan daha klişe bir cümle var mıdır? Ve bu cümlenin çözüme hiçbir katkısı olmadığı ortada değil midir? Bu cümle Bahçeli'nin ve partisinin aslında çözüm üzerinde zerre kadar düşünmediklerini gösteriyor. Zira Kürt meselesine ucundan kıyısından haberdar olan herkes, çözüm diye “teslim”i dayatmanın “kanın akması devam etsin” demekle eş anlamlı olduğunu bilir. Baykal'ın durumu da Bahçeli'den parlak değil. Mesela Baykal, bu ülkedeki Kürtlerin üzerinde ortaklaştığı konulardan biri olan anadilde eğitimin ülkeyi böleceğinden bahsediyor. Gerçeği tahrif etme pahasına, “Hiçbir ülke terörle mücadele ederken, müzakere yöntemini kullanmamıştır. Ne İspanya, ne İngiltere müzakere etmiştir” diyor. Tabi burada Baykal'ın bu görüşlerini çürütecek birçok örnek verilebilir veya Blair ve Gonzales'e bir telefon açması tavsiye edilebilir. Ama bunların milliyetçiliğe bu derece saplanmış bir “sosyal demokrat” lidere bir etkisi olmaz; bu itibarla böyle bir beyhude çabaya girişmeye gerek yok. İŞBİRLİĞİ ŞART CHP ve MHP'nin mevcut pozisyonlarından çıkartabilecek başlıca iki önemli sonuç vardır: Birincisi, siyasi iktidar CHP ve MHP ile uzlaşmaya zaman harcamak yerine yönetmelik ve yasalarla düzenlenebilecek konularda bir an önce hareket geçmelidir. Bu tür iyileştirmeler çözüme olan umudu ve inancın artmasını sağlayacaktır. İkincisi, demokratik çözümü savunan AK Parti ve DTP'nin bundan sonraki süreçte daha fazla işbirliği yapmaları gerekir. Ahmet Türk'ün Meclis'te yaptığı -ve hükümetin açılım çabalarını destekleyen ama bu süreçte aksayan yönleri de ortaya koyan- konuşma böyle bir çözüme odaklanmış işbirliğinin başlaması için olumlu bir zemin oluşturuyor. Yenişafak, 15.10.2009 |



