| İncirler berbat olmadan |
|
|
|
| Vahap Coşkun |
| Çarşamba, 25 Ağustos 2010 07:35 |
|
Elbette, değişikliklerin eksik ve yetersiz olduğunu biliyorum. Ama demokratikleşmenin tam da böyle bir süreç olduğunu, tüm talepleri eksiksiz karşılayan ve yeterliliği üzerinde şüphe bulunmayan tam bir anayasaya hiçbir zaman ulaşılamayacağını da gözardı etmiyorum. Dolayısıyla muhayyel bir mutlu son adına bugün yapılabilecek birtakım olumlu düzenlemelere sırt çevirmeyi demokrasi mücadelesiyle bağdaştıramıyor, bunun yerine kısmi iyileştirmeleri destekleyip özgürlükçü ve demokratik taleplerle çıtayı sürekli yükseltmeyi tercih ediyorum. Bu düşüncelerden hareketle anayasa değişiklik teklifini destekliyorum ve sonucun “Evet” yönünde çıkmasını arzuluyorum. Ama bu sonucun elde edilmesi için gayret sarf ederken, demokratik ve ahlaki ilkelerden taviz verilmemesine de hayati değer atfediyorum. Bundan dolayı, halktan oylarını değişim yönünde kullanmasını talep eden herkesten demokrasinin ve ahlakın asgari standartlarından sapmamalarını bekliyorum. Bu bağlamda, son zamanlarda Başbakan Erdoğan’ın kullandığı siyasi dili son derece sorunlu buluyorum. Başbakan’ın gerek sivil toplum kuruluşlarına ve gerek siyasi rakiplerine karşı kullandığı söylem, kabul edilebilir değildir. Erdoğan, anayasa değişikliğine muhalif olan veya bu konuda rengini belli etmeyen kuruluşlara yönelik sertlik dozu epey yüksek konuşmalar yapıyor. Mesela, YARSAV’ın kanundaki boşluklardan kurulduğundan bahsediyor ve “Bundan sonra ilk halletmemiz gereken işlerden biri de bu olacak” diyerek bu kuruluşu kapatmayla tehdit ediyor. Şimdi burada derin bir çelişki var: Bir yandan demokratik alanı genişletmek adına halktan oy isteyeceksiniz, diğer yandan size ters düşen görüşleri savunan bir sivil toplum kuruluşuna gözdağı vereceksiniz. Bu, hem inandırıcılığınızı ortadan kaldırır, hem de size kuşku ile bakanların korkularını derinleştirir. Başbakan’ın TÜSİAD için kullandığı sözler de vahim. TÜSİAD’ın tarafsız duruşundan rahatsız olan Başbakan, bu kuruluştan referandumda kullanacağı oyu açık etmesini istiyor. Bir kere, demokratik bir ülkede bir başbakan, hiçbir kişiyi veya kuruluşu kanaatini açıklamaya zorlayamaz. Kişiler ve kuruluşlar, bir konudaki görüşlerini dilerlerse kamuya deklere ederler, dilerlerse kendilerine saklarlar. Hiçbir makam onlara dönüp “Hadi ne düşündüğünüzü çabuk açıklayın” diye baskı kuramaz. Ancak Başbakan bununla da yetinmiyor, TÜSİAD’ı hedefe oturtarak “Bitaraf olan bertaraf olur” diyor. Bu lafın tevil edilebilir bir tarafı yok; bu, alenen tehdittir. Elinin altında -polisiyle, maliyesiyle- devasa bir güç bulan bir Başbakan, bu sözü kullandığında bundan çıkarılabilecek tek bir sonuç vardır: “Ya benim yanımda yer alırsınız ya da sizi yok ederim.” Demokrasilerde böyle bir baskıya ve bir sivil toplum kuruluşunu ortadan kaldırmakla tehdit eden bir başbakan profiline yer yoktur. Başbakan’ın siyasi rakipleriyle ilişkileri de problemli. BDP ile görüşmeme noktasındaki ısrar, başlı başına bir garabet zaten. Halkın önemli bir kesiminin temsilcisi olan meşru bir partiyi sürekli olarak görüşme masasının dışında tutuyor Başbakan. Böylece hem demokratik siyasetin zeminini aşındırıyor, hem de bu partiye oy verenleri yaralıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı sarf edilen sözlerde de büyük sorunlar mevcut. “Memur Kemal” derken “memur”u adeta aşağılayıcı bir sıfat olarak kullandı Başbakan. Daha sonra hatasının farkına vardı, “Ben memuru bildiğiniz memur anlamında değil CHP’nin memuru anlamında kullandım” deyip durumu düzeltmeye çalıştı. Ama hiç de ikna edici olmadı. Başbakan’ın arkasını önünü düşünmeden kullandığı “Bu boy meselesi değil, soy meselesidir” sözü ise, bu süreçte kullanılan en incitici söz oldu. Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun bir soy sorunu olduğunu söylemesi -yani kendi soyunuzu değerli, rakibinin soyunu değersiz bulması- zaten yeterince ayıptı. Bir de bunun üzerine Melih Gökçek’in, Kılıçdaroğlu’nun annesinin Ermeni olduğunu belirtme ihtiyacı duyması ve bunu adeta bir suçlama olarak kullanması, iktidar partisinin ayıbını katmerli hale getirdi. Bu tehditkâr üslup, ahlaken olduğu kadar, siyaseten de yanlış. Çünkü AKP’li olmayan ama halk oylamasında tercihini “evet” yönünde kullanacak çok sayıda var. Örneğin MetroPoll Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı Ağustos- 2010 Siyasal Durum Araştırmasına göre, BDP’lilerin % 29.8’i, MHP’lilerin % 27.5’i ve CHP’lilerin % 10’u anayasa değişikliğini desteklediğini gösteriyor. Başbakan’ın sert ve incitici üslubu, AKP seçmeni olmayan bu insanları rahatsız ediyor ve bu rahatsızlık onların pozisyonlarını yeniden gözden geçirmelerine sebebiyet veriyor. Bunun yanı sıra, MetroPoll’un araştırmasında AKP seçmenlerinin yekpare bir blok olmadığını teyit eden veriler bulunuyor. AKP’ye oy verenlerin içerisinde kendilerini sosyal demokrat (%13.9), Kürt milliyetçisi (%3.2), ülkücü (%5), liberal (%4) ve demokrat (%1.1) olarak tanımlayan gruplar var. Zaten AKP’yi seleflerinden farklı kılan en önemli özellik buydu; yani içinden çıktığı siyasal geleneğin dışındaki gruplara seslenmesi ve onların desteğini de arkasına almasıydı. Bu desteği devamlı kılmak adına AKP’nin üzerine oturduğu tabanı genişletmeye yoğunlaşması ve bunun için de kullandığı siyaset dilinin kapsayıcı olmasına dikkat etmesi gerekiyor. Oysa Başbakan’ın son günlerdeki konuşmalarına ve tavırlarına egemen olan dışlayıcı ve tehditkâr ton, bu tabanı daraltıyor. Sonuç olarak bu üslup, mevcut rejimle sorun yaşayan ve bu nedenle rejimin değişmesini isteyen farklı kesimlerin birlikte hareket etmelerini ve halk oylamasında bir güç birliği oluşturmalarını güçleştiriyor. Referandumun selameti için Başbakan bu üsluptan kesinkes uzak durmalı, tam tersi bir yol takip etmelidir. YARSAV’a kızıp onların örgütlenme hakkını sınırlamaya kalkacağına, hâkim ve savcıların örgütlenmesini hukuki güvence altına almaya çabalamalıdır. Kılıçdaroğlu’nun soyuyla sopuyla uğraşacağına, kendisinin ne yapıp edeceğini halka anlatmalıdır. Böyle bir tavır, halk oylamasının ruhuna daha uygun düşer. Yanılmıyorsam Baskın (Oran) Hoca’nın bir sözüydü; Erdoğan için “bir çuval inciri berbat etmekte üstüne yok” demişti. İncirlere yazık olmadan Başbakan’ın üslubuna bir çekidüzen vermesini temenni ediyorum. Taraf, 24.08.2010 |



