Yorum
Yedek subaylık kalkarken PDF Yazdır e-Posta
Gülay Göktürk   
Çarşamba, 01 Eylül 2010 08:52
gulaygokturkGünlerdir, tek tip askerlik konusunda mesajlar alıyorum.

Bana "Lütfen bu konuda yazın, tek tip askerliğe karşı çıkın" diye mesaj gönderen okurlarımı hayal kırıklığına uğratacağım için üzgünüm. Zira yazacaklarım onların hiç hoşuna gitmeyecek.

Yeni Genelkurmay Başkanı'nın daha ayağının tozuyla yaptığı o buyurgan, son söz söylenmiştir havasındaki açıklama benim de hiç hoşuma gitmedi elbette. Koşaner'in üslubundaki o "bu iş bizden sorulur", "Karar mercii biziz" tonu tez elden terk edilmesi gereken bir ton. Genelkurmay elbette görüş bildirir ama askere alma sistemi ile ilgili kararların alınacağı merciin orası olmadığını hem Genelkurmay hem de Milli Savunma Bakanlığı bir an önce anlasa iyi olur.

Devamını oku...
 
Halk 12 Eylül’de neyi oylayacak PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Erdoğan   
Salı, 31 Ağustos 2010 08:44
mustafaerdoganÖnümüzdeki 12 Eylül’de halk tarafından oylanacak olan anayasa değişiklikleri başlıca iki kısımdan oluşuyor. Birinci grubu temel hak ve özgürlüklerle ilgili değişiklikler oluşturmaktadır. Genel olarak özgürlükleri, eşitliği, çalışanların iş hayatına katılımını ve hukuk devletini takviye edici nitelikte olan bu haklar şunlardır: Çocuklar, yaşlılar, “özürlüler”, şehitlerin dul ve yetimleri, malul ve gazilerin korunması için ek tedbirler alınabilecek (m. 10): kişisel verilere erişim ve bunların korunması hakkı (m. 20): yurtdışına çıkma özgürlüğü ancak suç kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararıyla sınırlanabilir (m. 23): çocukların korunması güçlendiriliyor (m. 41): aynı işkolunda birden fazla sendikaya üyelik yasağı kalkıyor (m. 51): kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınıyor (m. 53, 128): grev esnasında işçilerin ve sendikanın verdiği maddi zarardan artık sendika sorumlu değil; siyasi ve dayanışma amaçlı grev ve lokavt yasağı kalkıyor (m. 54): kamu denetçisine (ombudsman’a) başvurma hakkı getiriliyor (m. 74): parti kapatmada milletvekilliğinin düşmesi kalkıyor (m. 84): Yüksek Askerî Şûra’nın “ilişik kesme” kararlarına karşı yargı yolu açılıyor, yargı mercilerine yerindelik denetimi yapma yasağı geliyor (m. 125): kamu görevlilerine verilen “uyarma” ve “kınama” cezaları yargı denetimine açılıyor (m. 126): Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanınıyor, Yüce Divan kararlarına karşı “yeniden inceleme” imkânı getiriliyor (m. 148): HSYK’nın meslekten çıkarma kararları yargı denetimine açılıyor (m. 159).
Devamını oku...
 
Devlet Nasıl Yönetiliyor? PDF Yazdır e-Posta
A. Faruk Özgür   
Salı, 31 Ağustos 2010 08:37
afarukozgurDevleti yöneten politikacıların işlerini yürütmek için nasıl vakit bulduklarını,  işlerini nasıl takip edebildiklerini merak ediyorum. Bana Başbakanın ve bakanların ömrü seçim kampanyalarıyla, mitinglerle, törenlerle, basın toplantıları ile, televizyon konuşmaları, törensel yemeklerle ve bitmez tükenmez gezilerle geçiyor gibi geliyor.

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında devlet protokolü dört kez bir araya geliyor. Önce Anıtkabir’de, sonra Hipodrom’da, sonra Meclis’te, en sonunda da Çankaya’da yapılan kutlamalarda devleti yöneten bütün kişiler tam kadro hazır bulunuyorlar. Kutlamalara katılmayan devlet yöneticileri ya bir bahane uydurmak zorunda, ya da sahte hastalık raporları almak zorunda… Devleti yönetenlerin ömürlerinin önemli bir kısmı bu törenlerde geçiyor; yine de bu törenlere katılmaktan, bu törenler için hazırlanmış konuşmaları tekrarlamaktan bıkmıyorlar.
Devamını oku...
 
Hasan Kaya - Engelsiz anayasa için, evet! PDF Yazdır e-Posta
Hasan Kaya   
Salı, 31 Ağustos 2010 08:35
12 Eylül 1980 Cuma günü saat 05.30’da ülke yönetimine el koyan generaller, sadece bir yönetim değişikliği yapmadılar. Sonraki kuşakların hayallerini, umutlarını, sevdalarını, sevinçlerini de şekillendirip hem demokrasi üzerinde hem de bireyler üzerinde kuşaklar boyu silinmeyecek izler bıraktılar. Bıraktığı psikolojik miras bugün bile, özgür düşünmemizi engelliyor, yaşananları tahlil edip değerlendirme yapmamızı etkiliyor.
Onlarca insan darağaçlarında öldürüldü, milyonlarca kişi gözaltına alındı, binlercesi işkencelerden geçirildi ve yapılan işkenceler sonucunda hayatının geri kalan kısmını “engelli bireyler” olarak sürdürmek zorunda kaldı.

“Engelsiz” Anayasa İçin

Birey hak ve özgürlüklerinin yerine sistemlerin ve kurumların yaşatılabilmesi amaç edinildi, kurumların geleceği ve statükonun devamı için bireyler, kurumlara feda edildi. Devlet için, bireyin hak ve özgürlük alanı daraltılmamalı, tam tersine bireyin hak ve özgürlük alanı genişletilerek, devletin alanı daraltılmalı. Engellilerin insan hakları için bir politika oluşturmak, ayrımcılıkla da mücadeleden geçer. Ayrımcılığa karşı olma aynı zamanda bir duruşu da beraberinde getirir. Ayrımcı bakış açısı aslında bedenler üzerinden yürütülen bir iktidar savaşıdır. Diğerinin ötekileştirilmesi ırkçılık anlayışının farklı bir yansımasıdır. Diğerini ötekileştirmeden “ya bu, ya şu” yerine “hem o, hem bu” denebilmelidir.

12 Eylül’de yapılacak olan anayasa değişikliği Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumların etrafında yoğunlaşıyor, adeta kurumlar kutsanıyor, birey yok sayılıyor. Oysaki yapılacak yeni düzenlemelerle “engellinin insan hakları” açısından önemli değişiklikler getiriliyor, “engelli birey” devletin karşısında güçlendiriliyor. “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz” (madde 10) denilerek, kadın-erkek eşitliğine vurgu yapan maddeye engelliler de eklendi ve böylece engellinin insan hakları, ulusal anlamda en büyük hukuk sözleşmesi çerçevesinde güvence altına alınacak. Bu değişiklikle, pozitif ayrımcılık savunuluyor, direk ve dolaylı ayrımcılık yasaklanıyor. Bu düzenleme özellikle engelliler açısından önemli.
BM ve AB engellilik politikaları, tarihsel süreçte Türkiye’de uygulanan engellilik politikalarını etkiledi. Ülkemizin 21. yüzyılda, çağdaş toplumlar içinde hak ettiği yeri alabilmesi, uygarlığın ortak değerleri arasında sayılan engellinin insan hakları alanındaki gelişmişliğine bağlı. Demokratik devlet olmanın yolu, engellilerin kapalı yaşamlarından kurtularak açık toplum haline gelmeleri, engellilerin yaşadıkları sorunların çözümü ve farklılıkların eşitliğinden geçiyor.

Referandumda oylanacak olan düzenleme, Türkiye’nin 2007’de imzalayarak kabul ettiği “Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi”nin “Engellilerin fiili eşitliğini hızlandırmak veya sağlamak için gerekli özel tedbirler işbu sözleşme amaçları doğrultusunda ayrımcılık olarak nitelendirilmez” (BMEHS. m.5. f. 4) anlayışıyla da uyumlu. Bu düzenlemeyi, engelli insanın onurunu koruyan ve engelli insanın onuruna saygıyı güçlendirmesi açısından önemli bir değişiklik olarak değerlendirmek gerek.

Engelleri Kaldırmak

Bireyi bireyin, bireyi toplumun, bireyi devletin karşısında güçlendirmeden, engellilere yönelik ayrımcılıkla mücadele etmeden, bedenlerin ve düşüncenin tutsak olduğu kapalı toplumların yerine bedenlerin ve düşüncenin özgürleşeceği açık toplumu savunmadan, her türlü vesayet sistemine karşı çıkmadan, hukukun üstünlüğünü, hak ve hürriyetleri savunmadan demokrat olamayız. Unutulmamalıdır ki “herkes farklı ve herkes eşit”tir.

Engellinin, kadının ve çocukların insan hakları için yapılacak her türlü düzenleme kim tarafından yapılırsa yapılsın desteklenmeli. Yapılacak değişikliklere karşı çıkmak, bahaneler üretmek, aslında hak ve özgürlüklere karşı olmak anlamına gelir. Engelliler, bu yapay tartışmaların dışında kalarak, referanduma statüko penceresinden değil, demokrasi penceresinden bakmalı, 12 Eylül’de “birey olmak ya da olamamak” açısından değerlendirmeli ve kararlarını vermeli. Kendilerini de ilgilendiren en büyük toplumsal sözleşmeye evet diyerek, “eşit yurttaş”lar olarak kendi kaderini belirleme konusunda söz sahibi olmalı. Yıllardır görülmeyen, yok sayılan, horlanan, dışlanan, birey olarak kabul edilmeyen engellilerin önünde tarihi bir fırsat var. Yapılan düzenlemeler engellinin insan hakları mücadelesinde son aşama değil ama bu yönde atılmış bir adım. Yeni bir anayasanın önünün açılması, mevcut olandan daha ileri bir noktaya taşınması da engellinin insan hakları mücadelesinde kaydedilen bir aşama olacaktır. Yepyeni ve engelsiz bir anayasaya kadar mücadeleye devam edilmeli. Bu düzenleme yeterli değil ama engelli birey için atılacak her adım çok değerli. O nedenle “bu adım yetmez ama evet” deyip mücadeleye devam edilmeli.

* Engellinin İnsan Hakları Hareketi Sözcüsü
 
12 Eylül-27 Mayıs: Darbeciler için hesap vakti PDF Yazdır e-Posta
İhsan Dağı   
Salı, 31 Ağustos 2010 08:31
ihsandagiReferandum, aslında 12 Eylül değil 27 Mayıs darbesiyle bir hesaplaşma olacak. Çünkü 12 Eylül darbesinin de, anayasasının da anasıdır 27 Mayıs.

 

Kurduğu rejimin adı da 'bürokratik vesayet' rejimidir. Modelin özünde de sözde rekabetçi bir siyasetin gerisinde son sözü sivil-asker yüksek bürokrasinin söylemesine imkân veren bir 'anayasal düzen' vardır. 'Asıl' kararların alındığı odak, siyasetin denetlendiği ve sınırlarının çizildiği makam bürokrasidir...

Devamını oku...
 
Siyasetin en çirkin yüzü PDF Yazdır e-Posta
Gülay Göktürk   
Salı, 31 Ağustos 2010 08:26
gulaygokturkSeçim kampanyalarını sevmiyorum.

Siyasetin en çirkinleştiği; siyasetçilerin zıvanadan çıktığı, o zamana kadar savundukları bütün ilkeleri rafa kaldırıp her türlü oportünistliği yapmayı meşru gördükleri bu dönemlerden; bu dönemlerdeki siyasi polemiklerden nefret ediyorum.

Siyasi çizgisine karşı olduğum ya da önemsemediğim siyasetçiler bunu yaptıkları zaman fazla da etkilenmiyorum da önem verdiğim siyasetçiler yapınca sarsıcı oluyor.

Devamını oku...
 


Sayfa 4 > 144

libertebanner